14 Aralık 2010

"Cala Boca Galvao" Efsanesi


Bugün Haberturk'teki bir yazıyla başladı hikaye. Şu adresten görebileceğiniz yazı, Twitter'da 2010 yılında "trending" olan başlıkları listeliyor. Genel hatlarıyla pek anlamlandıramadığımız işler yok listede. Ama dikkatimi çeken, anlamsız bir madde var: Dünya Kupası top10'unda 7 numara: "Cala Boca Galvao". Parantez içinde de Portekizce bir slogan olduğu yazıyor. Eh, araştırıyorum tabi.

Araştırdıkça da beni benden alan bir hikaye çıkıyor ortaya. Belki de internet tarihinin en büyük şakalarından biri, Brezilya'dan tüm dünyaya yayılıyor. Brezilyalılar dünyayla dalga geçiyor kısaca. Nasıl mı?

Önce mevzuya fikir babası olan Galvao Bueno amcayı anlatarak başlamak gerek. Brezilya'nın en ünlü maç anlatıcılarından olan Galvao, Brezilya milli maçlarını anlatmakla meşhur bir amcamız. 1950 doğumlu, yıllarını bu işe vermiş, Formula1'le ünlenmiş. Son yıllarda ise kendisinin maç sırasında ve dışında kırdığı potlar youtube aleminde ünlenmiş. Ayrıca kendisi için bombastik bir klişe makinesi benzetmesi var. Ömer Üründül-İlker Yasin-Ümit Aktan karışımı bir adam düşünün işte.

Twitter çılgınlığı ise Dünya Kupası'nın açılış töreniyle başlıyor. Açılış maçındaki anlatımı yine tepki çeken Galvao için, Brezilyalılar "Cala a boca Galvao" (Kapa çeneni Galvao) içeren tweet'ler atmaya başlıyorlar. O cuma günü bu metin, Brezilya'da trending topik oluyor ve Brezilyalılar turnuva süresince bu cümleyi mimlemeye devam ediyor.

İşte asıl komedi de tam burada başlıyor. Brezilyalı olmayan Twitter kullanıcıları doğal olarak bunun ne anlama geldiğini merak ediyor. İlk düşünceler ve daha doğrusu verilen yanlış cevaplarla, Galvao'nun Gaviao kelimesiyle olan benzerliğinden ötürü (Gaviao - atmacanın portekizcesi) nesli tükenmekte olan bu kuşu kurtarmak için yazılan bir cümle olduğu yönünde fikir gelişiyor. Bu sırada "galvaoinstitute" adıyla açılan sahte twitter hesabı, Portekizli olmayan kullanıcılar için bir düzmece tertip ediyor: "CALA BOCA GALVAO" cümlesini retweet eden her kişi için bu kuşları kurtarmak adına 0,10$ bağışlanacağı anons ediliyor.

Cumartesi günü ise işler iyice gelişiyor. Fernando Motolese adındaki bir komedyen, 1 dakikalık bir video hazırlıyor. Hatta bu işin seslendirmesi için İngiliz aktör Stewart Clapp ile anlaşıyor. 32 saat uğraşıp, alttaki videoyu pazar günü yayına veriyorlar:



Video 500.000'i aşkın kez izleniyor, salı gecesi de cümle dünyada "trending topic" haline geliyor. Her şey burada bitmiyor tabi. Daha az büyüyen bir şaka da, "Cala Boca Galvao"nun Lady Gaga'nın bu zavallı kuşları kurtarmak adına yeni yazdığı şarkı olduğu şeklinde başlıyor.


Videonun bazı etkilerini görmek için tıklayın.


Bu şaka tüm Brezilya'yı sarıyor ve hatta ünlü yazar Paulo Coelho da attığı bir tweet'le şakaya katılıyor:

paulocoelho: CALA BOCA GALVAO is the Brazilian version of a homeopathic remedy SILENTIUM GALVANUS

En sonunda tüm Brezilyalılar, hep birlikte şu mim'i retweet'lemeye başlıyorlar:

"CALA BOCA GALVÃO is the biggest internal joke in history. A whole country [Brazil] is laughing and the rest of the world doesn't understand anything" (Cala Boca Galvao, tarihin en büyük dahili şakasıdır. Bütün bir ülke (Brezilya) gülüyor ve dünyanın geri kalanı hiçbir şey anlamıyor!)

Bu tweet sayesinde de metin bir süre daha trending topiklerin tepesinde kalıyor.

Yankıları büyük oluyor tabi bu internet vakasının. İçlerinde NYTimes da olan çeşitli siteler haber yapıyor. Wikipedia'da daha sonra silinecek, iki resmi başlık açılıyor. Çeşitli flaş oyunlar çıkıyor ortaya, Galvao'nun çenesini kapatan.

En bombası da Kuzey Kore maçında bir pankart açılıyor alttaki gibi:


Televizyonda da görülüyor pankart, ama sonradan kaldırılıyor.

2010'un en komik hikayelerinden birini dinlediniz efendim. Viral meraklılarına duyurulur!

1 Haziran 2010

Nicola Berti



Real Madrid localarından birinin önünde. E boru değil ikinci gol sevincinde Berti'yle sarmaş dolaş olduk!

17 Mayıs 2010

Nakba*

kutlayanım var ağlayanım da
bak sana bayram bana bomba

*nakba(ar.) - felaketler günü.
sözler mor ve ötesi'nin, masumiyetin ziyan olmaz albümü, sekiz numaralı şarkı..

12 Mart 2010

Final Madrid 2010 - Oradayız!



Geçen yıl da bu blogda muştulamış, gelecek hayallerimizi bu sayfalarda paylaşmıştık.

Yine! Madrid için teyakkuza geçmiştik epeydir, Loran'ın katkılarıyla coşkuya erişmek erken oldu. Bu sefer daha kalabalığız, 6 erkek hatta 6 Fenerli düşüyoruz Madrid yollarına. Real Madrid'in elenmesi çoğunluğu Realli kalabalığı tasaya sürüklese de, Barcelona'nın finale çıkması halinde Katalan avına çıkma şansı da gayet motive edici.

Velhasıl kelam, üstüste ikinci finale doğru hazırlıklar hızlanıyor. 22 Mayıs'ta Santiago Bernabeu'dayız!

20 Şubat 2010

Fenerbahçe 80'ler Retro


Adidas'ın hazırladığı numune forma. Fenerbahçe Spor Kulübü kabul etmedi bu öneriyi. Bu sample da Ebay aracılığıyla Tuncay'ın koleksiyonuna katıldı.

Olympiakos 2005-2006 Erol Bulut




Erol'a malum maçtan dolayı kızgın olanlar arasındaydım. Ancak son yıllarında bu ülkenin futbol adına en önemli işçilerindendir bence kendisi. Gidip kendini Yunanistan'da kabul ettirmesi ve Olympiakos'a kadar yükselmesi takdire şayan. Bu formayı gittigidiyor'da satan birisinden aldım. Gerçekten giyilmiş midir bilmiyorum, ancak koleksiyonumda olması gerçekten güzel.

Fenerbahçe Retro


Alex-Lefter röportajından sonra gündeme düşen formayı da kattık koleksiyona. Fenerium güzel ürün yapmış da temel bir problem var, dokuma sebebiyle esneme enine değil boyuna oluyor bu da giyim rahatlığını engelliyor, neyse..

Fenerbahçe 2007-2008 Çubuklu




Bence son yılların en güzel çubuklusu. Çeyrek finale çıkan yolda Sevilla maçındaki penaltılarla kazınsın hafızamıza. Bu formayı zamanında almıştım ama nasılsa kaybolmuştu. Bu kopyayı Ekim ayında Londra'da Lilywhites'tan aldım çok ucuz bir fiyata.

12 Ocak 2010

Çağın Buluşu



Ne iPhone, ne Segway, ne bilmemnedir nazarımda. İşte bu yukarıdakidir.

Eminönü'nden aldım 1 Liraya. Arada saklıyor Başak ama, arayıp buluyorum hemen. Onsuz bir hayat mı? Asla!

23 Aralık 2009

Karşının Taksisi



Büyük konuşmayacaksın arkadaş. Her sabah bu insanlar karşıdan nasıl geliyor falan diye hayrete düşmeyeceksin. İstanbul'daki yaşamın 10. yılında eh malum sebeplerin neticesinde ben de her sabah o trafiği çeken güruha katıldım. 5 gün oldu, sor bana pişman mıyım? Henüz değil.

Şimdi öncelikle bu metrobüs fena bir hizmet değil gerçekten. Erenköy'den Şişli'ye gitmem tam tamına bir saat sürüyor hem de trafiğin en cafcaflı zamanında. 8'de çıksam 9'da ofisteyim, fena değil.

Fakat buraların da hali ayrı yahu. Geniş, ferah sokaklar, az katlı evler, kolay park yeri, düzlemin eğrisizliği gibi sebepler burayı sevdiriyor.

Şimdi bu sebepleri kendimi motive etmek için de yazıyor olabilirim tabi, üzerinden iyice zaman geçip dellenme vakitlerini de yaşadıktan sonra tekrar dönüp bakmak lazım bu karalamalara.

Olsun, şimdilik her şey yolunda!

18 Ekim 2009

İmkansız


Cevahir: Şşş koyu katmer Bilal, yengeyi al getir de pikniğe ikişerden dörtlü voleybol oynarız.

Bilal: Basacam ağzına şimdi smacı haaa. Ben de geliyorum pikniğe, üçerden japon kale maç yaparız. Yalnız bırakmam ben seni Şükufe'yle dağda kırda bayırda!

Cevahir: Lan yaban gülü Bilal, Şükufe'yi görmen imkansız bundan kelli, imkansız! Deviririm lan kamyonunu rüyanda.

Geniş Aile 13. bölümden. Dizinin genel espri anlayışı hakkında fikir versin diye. Takipteyiz!

30 Eylül 2009

Sizin Hiç Dedeniz Öldü mü?



Sizin hiç dedeniz öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Dedemden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Şöylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?

Cemal Süreya

30 Eylül 2009, doğumgünümü benimle paylaşan adam, çocukluğumun, gençliğimin her karesinde başrolde olan adam, dedem artık yok. Üstadın satırlarını da kendi halime uyarladım, affolsun. Öyle işte..

10 Eylül 2009

7 Eylül 2009

Gianfranco Zola



Zola Chelsea için efsanedir. 8 yılda 312 maç oynayıp 80 de gol atmış görüyorsunuz. Bir ara Fenerbahçe'ye gelmesi de gündemdeydi, ne güzel olurdu. Üstteki atkı kendisinin Chelsea'ye veda ettiği maç için hazırlanan özel bir çalışma. Maça gitmedim ama Stamford Bridge'e gittiğimde atkıyı aldım. 2004 Eylül.

Tomas Repka - Sparta Prag




Sparta Prag'a geri dönen abimize özel atkı yapmışlar 2006'da. Almıştık biz de. Şimdi bıraktı futbolu.

Milwall




Milwall! Mart 2005, the Den'den bizzat almıştık. Hakikaten de kimse sevmez Milwallluları..

4 Eylül 2009

Barcelona - Manchester United Maç Atkısı



27 Mayıs 2009'da Roma'da oynanan final öncesi alınan atkı. Finalin hikayesi FourFourTwo Eylül sayısında, belirtelim...

3 Eylül 2009

Wisla Krakow



Polonya'dan Haluk'un bir arkadaşı getirmişti. Gerçekten koleksiyonun en kaliteli ve güzel parçalarından bir tanesi!

Che Guevara



Eh bu da olmuş. 2009 Mayıs sonu İtalya gezisinde Firenze'deki pazarda görmüştüm bunu ve aldım tabi. Koleksiyonun spor dışı tek parçası şimdilik. "Hasta la Victoria Siempre!"

2 Eylül 2009

Diyelim Yağmura Tutuldun Bir Gün



Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni

Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
İçine doğdu belki de
İşte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni

Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım

Can Yücel