2006 Ukrayna forması. Gittigidiyor...
29 Ağustos 2009
Manchester United 2008-2009
Roma'daki finale gitmeden önce almıştım. Finalde rengimiz belli olsun diye. Carling Cup finali forması bir yandan da. Ronaldo gitti o başka.
17 Ağustos 2009
Nike İtalya 2006 Reklamları
Tesadüfen rastladım, Google'da imaj ararken. 2006 dünya kupası şampiyonu İtalya'nın sponsoru Puma'ydı biliyorsunuz. Nike ise kendi sponsoru olduğu futbolcular üzerinden nefis bir reklam kampanyası düzenlemiş o dönem. Konsept futbolcuların öne çıkan özelliklerini bir materyalle birleştirerek "İtalya malı" diye sunmak. Ajans Wieden+Kennedy Amsterdam.
Tek tek resimleri koyup, bir de çevirilerini Google Translate yardımıyla yaparak koyalım.
Zambrotta Espressoları. Dünyada üzerindeki savunmalar, merhaba!
Zaccardo Motorsikletleri - Dünyayı fethetmeye gidiyor!
Pirlo Hassas Aletleri: Baskı altındaki son vuruşta dünya lideri!
Materazzi Dolapları: Dünyaca kanıtlanmış sağlamlık.
Iaquinta Armutları: Bizim topraklarımızdan, dünya üzerindeki kalelere.
Gattuso Buğday Makarnaları: Dünya üzerinde 1 Numara: Asla fazla pişmez, uzatmalarda bile!
Cannavaro dondurmaları: Dünyayı kıskandıran açgözlü kupa!
11 Ağustos 2009
10 Ağustos 2009
9 Ağustos 2009
14 Temmuz 2009
2 Temmuz 2009
Kulağın Pası

Ve yaz konserleri sezonunu açtık. Gerçi Bilgi MayFest ve Altın Örümcek'te biraz bir şeyler dinlemiştik ama onlar sayılmaz, onlar beleş. Bunlar ise bilerek isteyerek gidilen konserler olarak kenara not edilmeli.
Önce Kardeş Türküler. Kuruçeşme Arena konserleri listesinde dikkatimi en çok çekendi. Hele bir de kışın keşfettiğim Arto Tunçboyacıyan'ın da konuk sanatçı olarak afişte olması motive ediciydi. Üstüne Kanal 24'te katıldıkları Moderatör'ü izledim, gaza gelmeye yetti.
Kardeş Türküler'le tanışma hikayemizi anlatalım. Sene 99, Boğaziçi'ne yeni gelmişiz, oryantasyon geyiğine okulu tanıtıyorlar. Kulüpler stand açmış, herkes bir yerlere üye oluyor. Biz de öyle mal gibi dolanıyoruz. Bu bölümden iki hatıram var. Önce alakasızı söyleyelim, güney meydanda duvara yansıtmalı gösterimde Zeki Demirkubuz'un "Masumiyet"ini izlemiştim. Orda tanıştım yönetmenle, sonra hastası oldum.
İkincisi ise BÜFK'ün sezon sonu gösterisiydi. Kırmızı salondaydı gösteri, gittik. Büyülendim. Sonra aynı gösteriye iki kez daha gittim. Hatta öğrendim ki aslında Kardeş Türküler de eski BÜFK'lülerin grubuymuş. Albümlerini dinledim. Sonra esas gün. Kardeş Türküler'in o ilk Harbiye konseri olacak. Ben de o sıralar (yazın ortası, yaz okulunda da yokum, ev bakmaya İstanbul'a gelmişim) tesadüfen İstanbul'dayım ama konsere gidecek para yok. Bir gün öncesi, kuzey yurda doğru gidiyorum. Saat 11. Geçerken Murat Dikmen Salonu'ndan gelen sese kapıldım, daldım içeri. Harbiye konseri öncesi son prova. Oturdum iki saat izledim, daha bir sevdim kendilerini.
Yıllardır takip ediyoruz işte. Güzel çalıyorlar, güzel söylüyorlar. Konsere de bu motivasyonla kalktık gittik. Yanımda daha evvel hiç izlememiş ve hatta dinlememiş biriyle.
Bu sefer konsept de farklıydı aslında. Konserin adı "Kardeş Türküler'le İstanbul" idi. Böyle bir çizgi yapmaya çalışmışlar. İstanbul'da yaşayan halkların çektiği sıkıntılar, yaşananlara atfen. BÜFK'ten de destek almışlar, aralarda gençler çıktılar, oynadılar, pek bir güzel oldu. Arto Tunç Boyacıyan çıktı, şarkılarını söyledi. Filistinli şarkıcı Reem Kalemi çıktı, söyledi. Gece böyle geçti.
Kardeş Türküler'in performansı beklediğimin altındaydı aslında. Yeni şarkılarından söylediler birkaç, pek beğenmedim. Bir de ses sisteminde ciddi sorunlar vardı. Üstüne Kuruçeşme Arena'nın kötü bir konser mekanı olması da eklenince biraz canımız sıkıldı. Ses gelmiyor arkalara yahu. Bir de ilgi dağılıyor, dalıyorsun arada boğazın manzarasına. Sessiz anlarda arkadaki teknelerden Serdar Ortaç şarkıları duyulması da cabası.
Neyse güzel konserdi. Arto Tunçboyacıyan'ı canlı dinlemek daha bir güzeldi. Bir de Armenian Navy Band konseri olsa yaz bitmeden ne şahane olur.
Gelelim ikinci konsere. Ona da dün gittik. Tuluyhan Uğurlu'yu İstanbul Kanatlarımın Altında film müzikleriyle tanıdım. Bence Türk sinema tarihinin en iyi film müzikleri arasına kafadan girecek bir albümü yapmış adam kendisi. Ondan beri de ara ara takip ederiz, güzel eserlerini dinleriz.
Konserine gitmek ilk kez nasip oldu. İstanbul Ticaret Odası sponsorluğunda, "Akdeniz" albümünün gala konserinde izledik kendisini. Aya İrini'de de ilk kez konser dinlemiş oldum böylelikle. Çok klişe olacak ama mistik ortam içine alıyor adamı, üstat da iyi çalınca mest oluyorsunuz, kulağın pası siliniyor.
Böyle işte. Harbiye konserleri listesine baktım, pek heyecanlandıran isim olmadı açıkçası. Goran Bregovic'e geçen yıl gittik daha. Yalnız başka bir olay var ki, sabırsızlıkla beklemekteyiz efendim. Burhan Öcal - Claude Challe ikilisinin konseri için "yakında" diyor biletix.com. Fazla bekletmesinler bir zahmet.
26 Haziran 2009
Memleketimden Kural Manzaraları

Evet, şimdiye kadar olmadı ama bir gün dayak yememe yol açabilecek hadiseler zincirini bu başlık altında toplayalım. İsyan ettiren, hayata küstüren, varlığınızı sorgulatan kurallar. Her yerde karşımıza çıkabilir, alın size en taze ikisi.
* İki haftasonudur Ufuk'un evlenme etkinlikleriyle uğraşıyoruz. Önce İzmir'de bir düğün, sonra Büyükçekmece'de. Büyükçekmece'deki Orduevi'nde. Daha önceki deneyimlerimizden biliyoruz, sakallar traşlı gidilmeli, topsakal falan kabul edilemez. Bu uğurda bizim Kırmızı on sene sonra ilk kez top sakallarını kesiyor falan. Neyse trafik felaket, iki saatte gidiyoruz Beşiktaş'tan oraya. Saat 21:45 vardığımızda. Kapıda 2-3 asker. Sakalda sorun yok da annemin başörtüsüne takılıyorlar. Bildiğin anne başörtüsü işte. Kimlik soruyorlar anneme, bakıp "başörtünüzü çıkarmalısınız" diyorlar. "Neden" diyorum, "Başörtüsü yasak" diyorlar. "E niye kimliğe baktınız" diyorum, "60 yaşının üstündekiler başörtüsüyle girebilir" diyorlar. Çocukların suçu yok tabi. Asıl sorun bu kuralı koyanlarda. Nasıl bir ayrımcılık, nasıl bir anlayıştır bu. Akılalmaz! Başörtüsünü açıp içeri giriyor annem, içeride otururken tekrar takıyor tabi. Bu arada kırmızı'nın da sakalı beğenmemişler, gecenin bi vakti berber aramış bizimkisi.
* Düğünler yüzünden dedemin arabasını almıştım iki hafta önce. İki haftadır bendeydi araba. Karşıya geçiyorum kombine almaya. KGS boş, birinci köprüde gişeye girmeden dolduracağım hesapta. Gittim gişeye, "Bu kart buradan dolmuyor" dediler. "Nasıl yani" dedim, "Bu kartı sadece ikinci köprü ve otoyol gişelerinden doldurabilirsiniz" dediler. "Dalga mı geçiyorsunuz" dedim, "Yok son derece ciddiyiz" dediler. Sonra yetkili buldum, ona sordum. "Valla hocam doğru söylüyorsunuz, biz de diyoruz koysunlar şuraya bir makine ama koymuyorlar. Geçen milletvekili geldi, aynısı ona da oldu, ona da söyledik" dedi yetkili. 30 TL'ye yeni kart sattılar bana, neyse ki 3 lirası alınıyormuş, gerisi içeri yükleniyormuş. Ha tabi kredi kartı da geçmiyormuş. Kart çöplüğü olacak insanların cebi bu gidişle!
Sinirlenmeyeyim diyorum sinirleniyorum. Yetkililer, n'olur bana mantıklı bir cevap verin artık n'olur!
23 Haziran 2009
Fenerbahçe 2008-2009 Neon
Fenerbahçe tarihinin en kötü formalarından birisi bence. Hayatta almazdım da kombine alırken hediye ettiler, koleksiyona girdi.
7 Haziran 2009
Mavi Kuş ve Küçük Kız

bulutlar içiçe ve her an başka
bir resim oluyorlar
başka bir adla başka bir zamanda
fazla saydın demiştim ya o gün sana
vazgeçtim kaçmak yok söz bu kez
çok güzel uyuyorsun diye yanımda
bak, çok gevezeysem hadi kapat çenemi
sözcükler neki duygular yanında
yoksa yarın sabah uyanıp ayılınca
utanacağım şeyler söyleyebilirim şimdi
ya da bırak hazır açmışken kapılarımı
kalbime biraz daha temiz hava girsin
yalancıyımdır biraz ama bana inan
sarhoşken hep çok sahiciyim
yine fazla içmişim bu akşam da
coşmuş kalbim, of nal gibiyim
sağır kör dilsiz görünür kalbim
ama bil, ben aslında iyi biriyim
bilirim çok kirlidir aşk sicilim
sadakat konusunda da pek iddialı değilim
ama bu kez farklı olsun diye
sen denersen ben de denerim
pek iyi olmadı şarkı en iyisi
gel ortaçgil dinleyelim
sıcaklığını verirken sen bana
sızayım aniden kollarında
çok düşündüm kaçayım diye ama dedim
ne zaman anlaşmış ki kalple beyin
ve hele ne zaman düşünsem seni
yaprak gibi titriyorken kalbim
söz-müzik: teoman
"e merak ettim ben de dinleyeyim", tıkla o zaman.
3 Haziran 2009
Fenerbahçe 2005-2006 Kişisel Efsane Formam
Bunu eklemek bugüne nasip oldu. Eklerken, hatırasını da anlatmak gerek. 100. yılda İzmir'de Trabzonspor maçıyla şampiyon olmuşuz. Sonra Ali Sami Yen'de Galatasaray'ı yenmişiz, ligi bitirmek için Ankaragücü'yle oynayacağız. Duymuşuz ki maçtan önce efsaneler maçı var, erken gitmişiz Kadıköy'e. Öncesinde de Dereağzı Tesisleri'nin karşısındaki Adana Kazancılar'da rakı masasını kurmak üzere sözleşmişiz.
Velhasıl Cem en önce gitmiş mekana. Rezervasyonu yapan Ender, içerden yer tutmuş ama neyse ki garson Cem'i uyandırmış. "Abi bütün Fenerbahçe tarihi buraya geliyor, sizin ne işiniz var içerde" diye. Masa dışarda ayarlanmış, tek tek yıldızlar gelmeye başlamış. Cem'den bize mesajlar yağıyor tabi o sıralarda: "Miço burada Tuncay nerede", "80'de Johnson burada, Tuncay-İnanç nerede". Neyse yetişiyoruz biz de en sonunda. Biz masamızda rakımızı içip kebapları yiyoruz, arka masada çocukluk efsanelerimiz. Kafayı yememek elde değil. Aklıma gelenleri yazayım. Rıdvan, İsmail, K. Şenol, Taygun, Hakan Tecimer, İlker, Şükrü Birand, Cem Pamiroğlu, Serdar, Johnson, Saffet, Metin Diyadin, Özcan Kızıltan, Cemil Turan, Alpaslan Eratlı, Yavuz Şimşek, Tuna, Semih Yuvakuran, Turhan Sofuoğlu, Numan, Serkan Acar, Nevruz Şerif, Elvir Bolic, Yaşar, Canan, Ercan Aktuna.. Hepsi orada.
Kafalar da iyi olunca üzerimizdeki formaları çıkarıp imza turuna başladık. İmza alırken de muhabbet. Cem Rıdvan'a bir şeyler anlattı. Ağlıyordu lan. Ben Taygun'a şunu dediğimi hatırlıyorum: "Taygun abi, o efsane takımın 103 gol attığını herkes bilir, ama ben 27 gol yediğini de biliyorum. Siz başkaydınız!" Çok sevinmişti hakikaten. Sonra başkanla muhabbetimiz efsanedir:
Tuncay: Başkanım, başka giden olacak mı? (Ümit'in gitmesi kesinleşmişti haftaiçi)
A.Y: Olabilir, fazla uzun kalanlar kendini bir şey sanıyor.
Tuncay: Tuncay da onlardan biri mi?
A.Y: Hayır, Tuncay'ın kalması için uğraşıyoruz, bakalım.
Sonrası. Maça gidiş, elimizde votka portakalla. Kafalar bir dünya. Ümit Özat'ın vedası ve harika maç. Güzel gün, harika hatıralar. Off off..
18 Mayıs 2009
Nuri'nin Ricası
2 Mayıs 2009
Nisan'da Ne Dinledim?

Nisan'a başlarken şimdi yürütülüyor listesini Duman kapatmıştı sonuna kadar. Ama her güzel şey gibi bitebiliyor bu tutku. Biraz ara vermek gerekliydi, yeni keşifler yaptık.
Önce Caos Calmo filminin müziklerinden gaza gelip Your Ex-Lover is Dead'i dinledim birkaç gün boyunca. Sonra yine ilk günlerde Zuhal Olcay'ın Yine Aşk Var'ı ve Umut Kaya'nın Mevsimler Geçerken'i çaldı kulaklarımda.
Ama en büyük etkiyi Luxus yarattı. Televizyonda arada sırada klip izlemek bu yüzden gerekli. "Neden Saçların Beyazlamış Arkadaş" klibiyle öğrendim kendilerini. Sonra albümü indirdim, dinledim, bayıldım; gittim satın aldım. Hala dinliyorum, bütün şarkılar şahane, fikrimce!
Badem'i de Geceyedir Küsmelerim şarkısıyla bu listeye ekleyelim. Güzel bir klip, iyi müzik, başarılı bir şarkı.
Sonra da Manga. 2 haftadır da onu dinlemekteyiz. Albümde 5-6 şarkı hakikaten ortalama üstü. Onu ayrıca inceleyelim.
Son birkaç gündür de Selim Sesler'in Kasap Havası aklıma geldi. Çevire çevire onu dinleyip oynuyorum kendi kendime!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






.jpg)







